|
Tweet | Tarih: 11-07-2021 13:06 |
Bugünde sizlere Uşak Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi Türker TOKER'in LGS hakkındaki değerlendirmesini sunacağız. İşte o değerlnedirme:
Türkiye'de hem uluslararası hem de ulusal kendi yaptığı sınavlara bakıldığında öğrenci spektrumu en geniş ülke OECD ülkelerinden. Yani sınav puan aralığı çok yüksek. Bu ciddi bir sorun. Dahası LGS'nin yapılmaya başladığı son 4 yılda bu konuda bir değişiklik olmamış. Dahası bu ve benzeri merkezi sınavlar ülkelerin eğitim sistemleri performanslarını da göstermekte. Yani öğrencilere üzülmeyin sınav hiçbir şey demek değil diyoruz ya aslında mikro anlamda öğrenci adına (çünkü akademik başarıyı etkileyen öğrenci emeği yanında çok değişkenli bir yapı olduğundan) çok önemli değil ama makro anlamda ilgili kurumların da başarısını gösteren bir yapı. Örnek verecek olursak bu sene düşen ortalamalar bariz bir şekilde akademik başarının uzaktan eğitim döneminde düştüğünü ve yaşanan öğrenme kayıplarını göstermektedir.
Telafisi de pek mümkün değildir. İlerleyen dönemlerde bu kayıpların etkileri artacaktır da (seneye kolay sorar artırırız orası da ayrı)! Bakanlığın yayınladığı raporlarda sıklıkla üstünde durduğu bir konu var (aslında tek konu denebilir): Anne eğitim seviyesi! Konuya yabancı olanlar için raporda yer alan anne eğitim seviyesine göre oluşan 120 puanlık farkı daha anlaşılır yazayım: Annesi lisansüstü eğitim sahibi bir çocuk sınava girdiğinde 8. sınıf seviyesinde iken ilkokul mezunu bir annenin çocuğu 2. veya 3. sınıf seviyesinde kalmıştır denilebilir.
Woesmann'a (2016) göre sınav standart sapmasının 3'te 1'i kadarlık bir puan farkı 1 eğitim yılına eşittir (LGS 2021 SS=66.88 puan). Peki, neden anne eğitim seviyesi bu kadar önemli? Bu değişken doğrudan sosyo-ekonomik durum ve ev içi çocuğun başarısına etki eden diğer değişkenlerin aslında bir indeks puan haline getirilmiş hali oluyor (Şirin, 2005). Bu değişken tek başına en önemli değişken halini alıyor. Kısa zamanda sınavdan kurtulma ihtimali yok! Bunu hepimiz biliyoruz. Sn. Cumhurbaşkanı 21 Eylül 2017'de TEOG'u kaldırın dediğinde dahi mümkün olmadı sadece ismi değişti. Sınavın kaldırılması mümkün değil ama daha modern istatistiki yöntemler kullanılması, daha ayırt edici soruların yazılması, soruları uzman bir ekibin seçmesi, pilotlanmış bir havuzdan seçilmesi, her alandan açık uçlu 1-2 soruya yer verilmesi gibi önlemler almak mümkün. Sınav iyileştirilmeli ve iyileştirilebilir. Sn. Ali Yalçın'ın vurgusu bu noktada önemli idi. Soruların zorluğu, ayırt edici olmaması, öğrencide bir nefret oluşturuyor.
Bu nitel veri sahada karşılaştığımız bir durum. Ben devlete düşman olma demem ama 13-14 yaşında sisteme güvensizlik, emeğinin karşılığını alamama hissiyatının oluşmasına neden oluyor. Bir de zorsa herkese zordu mantığı saçma bir mantıktır! Asıl konuşulması gereken soru zorluğu değil ayırt ediciliğidir. Ayırt edicilik ise doğrudan soru zorluğu ile alakalıdır. Eğer çok zor soru sorarsanız ayırt edicilik düşer (basit ölçme bilgisi). Daha ayırt edici soru için ortalama soru zorluğunun orta ile kolay arasında zorlukta olması daha idealdir (Lord, 1952).
LGS için ideal ortalama zorluk .74 civarında olmalı diyor. Şuna da bakılabilir. https://washington.edu/assessment/scanning-scoring__trashed/scoring/reports/item-analysis/… Yani zorluğu konuşma nedenimiz aslında ayırt ediciliğe doğrudan etkisi. Soru zor olduğunda ya herkes hatalı yanıt veriyor ya da şans ile cevap veriyor. Bu da ayırt ediciliği ciddi düşürüyor. Peki, bunu bakanlık bilmiyor mu? Bakanlık bu noktada geleneksel bir duruş sergiliyor. Türkiye'de LGS vb. sınavların bir yapılma rutini var. Bu rutin bir alışkanlık haline dönüşmüş ve değiştirmesi çok zor. Her konuyu bilen bir grup var ve bunlar maalesef EYİTİLMEZ kişiler.
Biz eğitimde ölçme çalışanlar yeni bir fikirle (ki fikir aslında yeni değil en az 50 yıllık da) ortaya çıktığımızda bürokratik oligarşi hemen karşımıza geçip "o işler öyle olmaz!" diyorlar. Anlatamıyoruz ya da dinlemiyorlar. Bürokrasi kendince sorunsuz gittiğini düşündüğü bir yapıyı değiştirmek istemiyor. Çünkü bu risk demek. Başarısızlık durumunda özlük ve itibar kaybı ile sonuçlanacak süreçlerin başlaması anlamına gelmekte. Haliyle biz MTK, açık uçlu, Bilişsel Tanılama vs. dediğimizde tepki açıkça dile getirilmese de "davul daire başkanı, genel müdürün boynunda ise ben niye tokmağı akademisyene vereyim!?" tadında oluyor. Daha ayrıntılı bir yazıyı @onedio köşemde yazacağım, beklerim. At binmeden geliyorum. Yorgunum. İmla hataları için özür dilerim. Saygılarımla.
Dr. Türker TOKER