|
Tweet |
Çözümsüzlüğün adresi olan kuru kalabalıkların en büyük trajedisi, sadece çözüm üretememek değil, var olan güçlerini dahi olumsuz yönde kullanmalarıdır. Ortak bir vicdan veya vizyon yerine, bu yığınların enerjisi hızla şahsi çıkarlara kayar. Toplandıkları yer, genelde bal yapmaz arı misali, kendilerinden beklenen faydayı sağlayamayan, aksine, kişisel hırsların ve menfaatlerin toplandığı bir karargâha dönüşür. Bu büyük kütle, içerideki her türlü olumsuz potansiyelin var olduğu gerçeğini örterek, etik dışı eylemleri meşrulaştırabilir.
Burada, bir toplum olarak kronikleşmiş bir hastalığımız yüzeye çıkar. Öz olanın, nitelikli olanın, azın yanında yer almaktan çekinmek! Bizler, doğru ve cesur olanın yanında durmanın getireceği zorluklardan, olası çatışmalardan veya "başımıza bir şey gelmesi" ihtimalinden korkarız. Bu yüzden, içten içe yanlış olduğunu bildiğimiz halde, bütün çıkar odaklarının toplandığı o “gürültülü yığının” içinde "görünür" olmayı, güvende(!) olmayı tercih ederiz. Doğru olan azınlığa destek vermemek, aslında o kuru kalabalığın etkisizliğine ve olumsuz potansiyeline bilerek boyun eğmek demektir.
Bir avuç insanın iyi niyet devrimi ile birlikte tarihin sayfaları, sayıların azlığının, niyetin temizliğiyle nasıl alt edildiğini gösteren destanlarla doludur. Gerçek dönüşümler, samimi olarak bir araya gelen, sayıları az ama yürekleri büyük bir avuç insanın iyi niyetlerinden aldıkları güç ile başlar. Onlar, kuru kalabalığın gürültüsünde kaybolan dürüstlüğü, azimle yeniden inşa ederler.
Bu insanlar, bir işi "çok" yapmak yerine, "doğru" yapmaya odaklanırlar. Kurdukları işin, attıkları adımın ya da ortaya koydukları eserin nitelikli olması, onların tek ölçütüdür. İşte bu kararlılık, bazen bir avuç kişinin, koca bir dünyanın gidişatını değiştirebilecek çalışmalar yapmasına olanak tanır. Çünkü nitelik, sadece var olmakla değil, fark yaratmakla ilgilidir.
Hazreti İbrahim'i ateşe atmaya hazırlanan Firavun ’un hikâyesini hatırlayalım hep birlikte. Rivayet odur ki, devasa odun yığını tutuşmuşken, minik bir karınca ağzında bir damla suyla ateşe doğru yola düşer. Diğerleri onunla alay eder: "Küçücük bir damla suyla bu koca ateşi nasıl söndüreceksin?" Karıncanın cevabı, bütün bir topluma ders niteliğindedir: "Biliyorum söndüremeyeceğim. Ama en azından niyetim belli olsun. Ben, tarafımı belli ettim." Hikâyedeki karıncanın bu cevabı ve toplumsal utancımız ne yazık ki, içinde yaşadığımız bu "aman başıma bir şey gelmesin" toplumu, bizi asgari vicdan sorumluluğundan bile uzaklaştırıyor. İşte utancımız buradadır. Bizler, Firavun ‘un ateşini söndürmek için yola düşen o karınca kadar bile olamıyoruz. O karınca, nicelik karşısında niteliğin (doğru niyetin) onurunu temsil ediyor. Başarılı olup olamayacağını bilse bile, doğru olanın yanında durma cesaretini gösterir.
Biz ise, bir damla suyun bile etkisiz kalacağı korkusuyla, kenarda durup, ateşe odun taşıyan kalabalığın gürültüsüne karışmayı tercih ediyoruz.
Unutmayalım, Nicelik sadece sayıdır. Nitelik ise ruhtur, vicdandır, cesarettir, bir duruştur… Toplumsal dönüşüm, sayımızı artırmakla değil, o karıncanın ağzındaki bir damla suyun kutsallığını yüreğimize taşımakla başlayacaktır. Doğru ve nitelikli olanın yanında durmaktan korkmayarak... Tarafımızı belli ederek...
Ömer KACAR
Denizli Merkezefendi Eğitim Gücü Sen Temsilcisi
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
