Elbette iktidar, kendi politik çizgisine yakın isimlerle çalışmak isteyebilir. Bir il milli eğitim müdürünün hükümete yakın olması bizce de doğaldır. Bu, demokratik sistemlerde olağan bir durumdur. Ancak bu tercihin liyakati göz ardı ederek yapılması, hem eğitimin kalitesine hem de kamu yönetimine zarar verir. Hükümete yakın olmak ile liyakat sahibi olmak birbirini dışlayan kavramlar değildir. Tam aksine, önemli olan bu iki özelliği bir arada taşıyan kişileri seçebilmektir.
Ne yazık ki son yıllarda bazı atamalarda öne çıkan isimlerin kamuoyuna yansıyan söylemleri, bu makamların ağırlığıyla örtüşmemektedir. “Makam arabasına binmiyorum”, “Tuvaletim yoktu”, “Abdest alacak yerim yoktu” gibi beyanlar, halkın gönlünü kazanmaktan ziyade adeta birer sosyal medya şovu hâline gelmiş durumda. Bu tür çıkışlar, esasen derinlemesine hiçbir sorunu çözmez, kimseye gerçek bir fayda sağlamaz. Aksine, eğitim camiasının ciddiyetine ve yöneticilik vasfına zarar verir. Sadece bir yerlere şirin görünme söylemlerinden ibarettir ama emin olunsun ki gerçek dava insanları bu söylemleri çok iyi bilmektedir, geçmişte yanlarında olmayanları da…
Bir başka önemli sorun ise görevden alınan, fakat halen Milli Eğitim Bakanlığı kadrosunda uzman unvanıyla bekletilen eski il milli eğitim müdürlerinin durumu. Sayıları yüzleri bulan bu isimler, aktif bir görevde bulunmasalar da aynı maaşları almaya devam ediyor. Bu durum, kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından ciddi bir sorundur. Üstelik bu kişilerin arasında, geçmişte başarılı işlere imza atmış, eğitim camiası tarafından takdir edilmiş, liyakatli isimler de bulunmakta.
Bu kişilerden yeniden değerlendirilerek uygun olanların göreve döndürülmesi, hem sistemin verimli işlemesi hem de tecrübeye verilen değerin göstergesi olacaktır. Atıl bırakılan her nitelikli kamu personeli, sadece bütçeye yük olmakla kalmaz, aynı zamanda kamu hizmetinde kaliteyi de aşağı çeker.
Milli eğitimde liyakat, sadece bir tercih değil; mecburiyettir. Bu ülkede yüz binlerce öğretmen, milyonlarca öğrenci ve onların geleceği söz konusuyken, bu makamlara gelen her ismin omzunda taşıdığı sorumluluk büyüktür. Eğitimi yönetenlerin tek hedefi; iyi okul, iyi öğretmen, iyi öğrenci üçgeninde güçlü bir sistem kurmak olmalıdır. Göstermelik sadakat değil, gerçek başarı ve katkı ödüllendirilmelidir.
Bu ülkenin eğitimine, şekil değil içerik; söylem değil icraat kazandıracak yöneticiler lazımdır.