Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi ve Ankara 15. İdare Mahkemesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararları, öğretmen adaylarının maruz kaldığı hukuksuzlukların somut belgelerle tespit edildiğini ve bu işlemlerin yargı denetiminden kaçamadığını ortaya koyuyor. Bu kararlar, sadece birkaç öğretmen adayının hakkının teslim edilmesiyle sınırlı değil; aynı zamanda mülakat sisteminin köklü bir şekilde sorgulanması gerektiğini de hukuk yoluyla dile getiriyor.
Kararlarda yer alan detaylar oldukça çarpıcı. Bir örnekte, komisyon üyesi tarafından adayın “eğitim bilimleri” başlığında hiç puan verilmediği, yalnızca "-" işareti konularak toplamda 10 puan yazıldığı görülüyor. Başka bir olayda, verilen alt puanlar 13 olmasına rağmen toplam puan 15 olarak yazılıyor. Bu maddi hatalar, öğretmen adayının kaderini belirleyen bir sınavda yapılmaması gereken çok ciddi ihlaller.
Ayrıca bazı komisyon üyelerinin, aynı soru ve kriterlere farklı adaylara neden tamamen zıt puanlar verdiklerine dair hiçbir gerekçe sunmaması, mülakat sürecinin keyfi yürütüldüğünü gösteriyor. Özellikle “Genel Kültür” başlığında tüm üyeler tam puan verirken, bir üyenin yarı puan vermesi ve bu farkın nedeninin açıklanmaması, değerlendirme süreçlerinin objektiflikten uzak olduğunu gözler önüne seriyor.
Danıştay’ın daha önceki içtihatları da bu doğrultuda. Yani yargı açıkça diyor ki: Öğretmen mülakatları bu haliyle denetlenemez, hesap sorulamaz ve dolayısıyla hukuka aykırıdır. Takdir yetkisi, belirsizliğe ve keyfiliğe zemin oluşturamaz. Hele ki bu takdir, bir öğretmenin meslek hayatını başlatacak ya da sona erdirecekse, çok daha dikkatli, gerekçeli ve şeffaf olmak zorundadır.
Bu süreçte Türk Eğitim-Sen gibi sendikaların verdiği hukuki destek de çok değerli. Sadece üyeleri için değil, tüm öğretmen adayları adına yürütülen bu mücadele, aslında eğitimde adaletin tesisi için verilen bir çaba. Çünkü adil olmayan bir atama sistemi, liyakatsizliği besler; liyakatsizlik ise eğitimin kalitesini düşürür.
Öğretmenlik, toplumun geleceğini şekillendiren kutsal bir meslektir. Bu mesleğe adım atacak adayların kaderini belirleyen sistemlerin de en az bu meslek kadar şeffaf, adil ve güvenilir olması gerekir. Mülakat uygulaması bu haliyle ne öğretmeni, ne eğitimi, ne de toplumu tatmin etmektedir.
Yargı kararları umut verici olsa da asıl çözüm, mülakat sisteminin ya tamamen kaldırılması ya da çok sıkı kurallarla, kamera kaydı ve gerekçeli puanlama gibi mekanizmalarla yeniden yapılandırılmasıdır. Aksi halde her yıl yüzlerce öğretmen adayı, sadece birkaç kişinin subjektif kanaatiyle hayallerine veda etmeye devam edecektir.