|
Tweet | Tarih: 14-11-2025 11:01 |
Özellikle bazı idarelerin, yasal zemini tartışmalı şekilde, işçi statüsündeki personeli memurların amiri pozisyonuna ataması, hem kariyer sistemi açısından haksızlık yaratıyor hem de kamu hizmetinin gerektirdiği hiyerarşik düzeni bozuyordu. İşte tam bu noktada, yargıdan gelen emsal niteliğindeki bir karar, uzun süredir devam eden bu karmaşaya neşter vurdu.
Sakarya İdare Mahkemesi'nin verdiği karar, kamu yönetiminin temel prensiplerini koruma altına alması açısından büyük önem taşıyor. Olay, Sakarya Üniversitesi'nde Koruma ve Güvenlik Şube Müdürlüğü bünyesinde görev yapan memurların grup amiri olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi sürekli işçilerin görevlendirilmesiyle patlak verdi. Bir memurun, kendisinden farklı bir hukuki statüye tabi, üstelik amirlik yetkisi ve sorumluluğu 657 sayılı Kanun'la tanımlanmamış bir işçi tarafından yönetilmesi, sadece bir unvan meselesi değil, aynı zamanda idarenin işleyişine dair köklü bir ilke ihlaliydi.
Mahkeme, dava konusu işlemi iptal ederek bu duruma "dur" dedi. Kararda dikkat çekilen en önemli nokta, Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından daha önce verilen görüşe yapılan atıftı. Bu resmi görüş, 4857 sayılı Kanun'a tabi sürekli işçilerin, 657 sayılı Kanun'a tabi memurların üzerinde bir hiyerarşik konuma yerleştirilmesine yönelik işlemlerin hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Kararın özü, kamu personel rejimindeki statü hukukunun önemini bir kez daha vurguluyor. Türkiye'de kamu hizmeti gören personelin yasal statüleri net bir şekilde ayrılmıştır. Memurlar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabidir ve amir-memur ilişkisi, disiplin yetkisi, atanma, yükselme gibi tüm görev ve yetkiler bu kanun çerçevesinde düzenlenmiştir. İşçiler ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabidir ve bu kanun, esasen özel sektördeki çalışma ilişkilerini düzenlemek üzere tasarlanmıştır.
Bir işçi, teknik olarak memurun yerine getirdiği kamu gücü ve yetkisini kullanma ehliyetine sahip değildir. Bir memurun amiri olabilmek, sadece bir kadro unvanı değil; aynı zamanda disiplin soruşturması açma, izin onaylama, performans değerlendirme gibi devlet memuriyetine özgü yetkileri kullanma yetkisidir. İş Kanunu'na tabi bir personelin, memur statüsündeki personel üzerinde bu tür yetkileri kullanması, devlet yönetiminin temel yapısına aykırıdır.
Yargı, bu kararıyla, idarelerin kolaycı çözümler peşinde koşarken kamu hiyerarşisini ve memuriyet güvencesini tehlikeye atmasını engellemiş oldu. Bu karar, yalnızca Sakarya Üniversitesi'ndeki bir atamayı değil, benzer uygulamaların yapıldığı tüm kamu kurumlarındaki hatalı idari işlemleri de hukuken geçersiz kılacak bir emsal oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, kamu personel rejiminde kaosa yol açan bu gri alan, yargının kesin hükmüyle aydınlandı: İşçi, memurun amiri olamaz. Bu karar, kamu yönetiminde liyakate dayalı hiyerarşinin ve yasal statülerin titizlikle korunması gerektiği gerçeğini bir kez daha hatırlatarak, idari disiplin ve hukuki kesinliğin yeniden tesis edilmesine hizmet etmektedir. Türkiye'nin memuriyet geleneği açısından son derece yerinde ve hukuka uygun bir karardır.